GÜNCEL

Rasulullah’ın Emaneti

Bizleri küfrün karanlıklarından vahyin aydınlığına çıkaran; cahilliğin rezilliklerinden kurtarıp İslam’ın izzetini bizlere ikram eden ve “İnanan erkeklerle inanan kadınlar; onların da bir kısmı diğer bir kısmın dostlarıdırlar! Onlar iyiliği emretmektedirler, kötülükten nehyetmektedirler, namazı dosdoğru kılmaktadırlar, zekâtı vermektedirler, Allâh’a ve Rasûlüne de itaat etmektedirler. İşte sana! Onlar ki, Allâh kendilerine kesinlikle rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allâh Azîz’dir; Hakîm’dir.[1] buyuran Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun! Ömrü boyunca ashabına, ailelerine iyi davranmalarını tavsiye eden ve ölüm döşeğinde etrafındakilere, “Kadınlar hususunda Allah’tan korkun! Çünkü siz onları Allah’tan emanet olarak aldınız!”[2] buyuran sevgili Peygamberimize sonsuz salat ve selam olsun!

Başlarken

Çağımızda sûreten ve manen Allah Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun kıymetli ashabına benzemeye çalışan erkekler, topluma, kadın düşmanı olarak lanse edilmektedirler. Aynı şekilde Hazreti Aişe (radıyallahu anha) ve Hazreti Fatıma (radıyallahu anha) gibi annelerimize benzemeye çalışan kadınlar da, ‘örümcek kafalı ve hapis hayatı yaşayan zavallılar’ olarak gösterilmektedirler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e benzemeye çalışan tüm Müslümanlara, basın yayın organları, okulların kürsüleri, internet siteleri ve televizyon programları aracılığıyla, ‘kadın düşmanları’ iftirası atılmaktadır. İslamî bir devlet olan Osmanlı’nın yıkılmasıyla başlayan bu iftiralar ve karalama kampanyaları şekil değiştirerek de olsa halen devam etmektedir.

Bu kara propagandadan en büyük pay da günümüzdeki Ehli Sünnet âlimlere düşmüştür. Kur’an-ı Kerim’in hükümlerinin zaman aşımına uğradığını iddia eden Tarihselcilere; İslam’ı Batı’ya entegre etmeye çalışan Modernistlere, ‘Hz. Peygamber Kur’an-ı Kerim’i yorumlamasın, hadisler delil olmasın, biz konuşalım, bizim yorumlarımız din olsun!’ diyen Kur’aniyyûn mensuplarına cevap vermeye çalışan Ehli Sünnet uleması, dinsizlerin amansız propagandaları sayesinde, ‘Kadınlar mutlaka dövülmeli, kadınlar evlere zincirlenmeli.’ diyen insanlarmış gibi gösterilmekteler. Tartışma meclislerinde davalarını ispat etme kudreti olmayanlar, cahil insanlara, doğru hocaları ‘kadın düşmanı’ göstererek prim yapmaya çalışmaktadırlar. Zira tabi oldukları, karınlarını doyuran Batı, böyle istemektedir. Kadınları kamyon şoförü, otobüs şoförü ve inşaat işçisi olarak kullanıp ‘sizi özgürleştirdik’ diyenlerin; reklam panolarında kadınların bedenlerini sergileyerek para kazanıp, ‘işte modern kadın bu!” diyenlerin, İslam’ın kadına sunduğu hayatı kötü göstermelerinden daha doğal ne olabilir? Zira kadınlar İslam’ın izzetiyle tanışırsa onları nasıl sömürecekler? Nasıl onlar üzerinden para kazanacaklar?

İslam’ı doğru yaşamaya çalışan Müslümanların, kadın düşmanı, eğitim düşmanı, bilim düşmanı ve kaba-saba insanlar olduklarına dair kara propagandaya maruz kaldıklarından bahsettik. Burada bir özeleştiri yapıp, ‘Biz de bu hususta dinsizlere yardımcı olacak şeyler yapıyor muyuz?’ sorusunu kendimize sormalıyız! Acaba biz kadınlara davranış hususunda Allah Rasulü’nü (sallallahu aleyhi ve sellem) kendimize örnek alıyor muyuz? Bu yazıların bir amacı da bu hususta da Rasulullah’ın sünnetini, tarih boyunca yaşamış Allah dostlarının hallerini gözler önüne sermektir. Zira bugün İslam’ın izzeti için muhtaç olduğumuz ahlak, onların hayatlarında mevcuttur.

Gönül kıblelerini batıya çevirmiş olanlar, kadın hususunda Müslümanları insafsız şekilde eleştirirken, yücelttikleri batının tarihinden habersiz gibi davranmaktadırlar. Onların karanlık tarihlerini kısaca anlatmak, İslam’ın kadın hakları hususunda yaptığı devrimleri anlamamızı kolaylaştıracaktır.

İslam Öncesi Kadın

İslamiyet’e veya sahih İslam inancı olan Ehli Sünnet inancına, ‘Kadına değer vermiyor, ikinci sınıf insan muamelesi yapıyor, haşa hayvanlarla bir tutuyor.’ gibi yalan yanlış ithamların olduğu malum! İslam’ın kadına verdiği değeri anlamak için, bize bu eleştirileri yapanların çok büyük medeniyetler olarak gördükleri Yunan ve Batı toplumlarında kadının durumunu incelemeliyiz.

Kadınların hiçbir değere sahip olmadığı görüşü, vahye uyan Peygamberler ve toplumları hariç eski çağlardaki hemen hemen bütün kavimlerin ve bütün insanların ortak görüşüdür. Eski Çin toplumlarında kadın, kocasının kölesi sayılırdı ve beraber yemeğe oturamazdı. Çin’in bazı bölgelerinde her sene bir kız, bir sala oturtularak nehirde batırılır ve nehir tanrısına kurban edilirdi.

Uygarlığın menşei olarak gösterilen Yunan’da kadın kocasının kölesiydi. Dilerse onu başka birine hediye edebilirdi. Mirasın tamamı erkek çocuklara aitti, kız çocuklara hiçbir şey verilmezdi. Kadın Yunan zihniyetine göre, pis, necis ve şeytani varlıklardan sayılırdı. Kanunî açıdan da çarşı ve pazarda alınıp satılan bir mal muamelesi görürdü. Zaman geçtikçe Yunanlılar kadını cinsel bir meta olarak görmeye başladılar. Öyle ki fahişeler, toplumun en itibarlı sınıfı haline geldi. “Aphrodite” adında uydurdukları bir güzellik tanrıçasına tapmaya başladılar.

Roma Devletinde de kadının durumu tartışılmış ve netice olarak ruhu olmayan bir mahlûk olduğuna ve ahirette herhangi bir şekilde bir mükâfata nail olamayacağına karar verilmişti. Yine Eski Roma’da kadın, babasından kocasına aktarılan bir ‘mal’ olarak kabul edilmiştir. Tabi ki babanın kız çocuklarını kabul etme zorunluluğu yoktu. Doğan çocuk babanın ayaklarının altına konulur; baba kucağına alırsa çocuğu kabul etmiş olur; almazsa çocuk herhangi bir yere bırakılırdı ve genellikle açlıktan ve susuzluktan ölür giderdi.

Peygamberler eleştirilirken çok büyük felsefeciler, çok büyük insanlar, en akıllı insanlar olarak pohpohlanan Eflatun ve Aristo gibileri, ‘kadının erkekten aşağı bir mahlûk olduğunu’ resmen açıklamışlardır. İnsanlığın kurtuluşunu felsefede bulanların tabi oldukları en büyük insanların kadına bakışı budur. En büyük insan diyoruz zira felsefecilerin Aristo’ya verdikleri lakap, ‘Muallim-i Evvel’ yani ‘İlk Öğretmen’dir.

Yahudilikte de kadının hiçbir değeri yoktur ve bütün musibet ve felaketlerin kaynağı kadındır. Kadınlar Yahudi ibadetlerine iştirak edemezler ancak seyredebilirler. Hayız olan kadın ise evden çıkartılır, onunla beraber yemek yenilmez ve aynı ortamda bulunulmaz. Her sabah yaptıkları dualarda geçen şu cümleler calib-i dikkattir: “Ezeli ilahımız, kâinatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun.”

Hristiyanlar, kadını aşağılama noktasında tarihin gördüğü en kötü insanlardır. Hristiyanlığa göre tüm insanlığın günahkâr olmasının sebebi bir kadın olan Havva’dır (aleyhisselam). O, yasak meyveyi yediğinden dolayı günah insanlar arasına girmiştir. Aziz Augustin’e göre insanın eşi veya bir fahişe ile ilişkiye girmesi arasında pek fark yoktur. Her iki olay da günahtır. Zira kadın başlı başına günahın sebebidir. Yine başka bir aziz! Chrysostem şöyle demiştir: “Kadınlar kötülüğün kaynağı, vesvese yatağı, bela, iç tehlike, eşkıya ve musibettir.” Büyük Hristiyan ilahiyatçılarından İskenderiyeli Clement’e göre, “Kadın, kadın olduğundan dolayı utanmalıdır.” Hristiyanlar bugün bile evlilik törenlerinde, içerisinde, “Günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken” cümlesinin geçtiği bir dua okumaktadırlar.

Hazreti Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sizin hayırlılarınız, ehline (hanımına, ailesine) hayırlı olanlarınızdır.”[3] buyurduğu bir zamanda Hristiyan dünyası, ‘Kadının ruhunun olup olmadığını’ tartışıyordu.[4] Tartışmanın neticesinde de ‘ruhu olmayan bir canlı’ olduğuna karar vermişlerdi.

Türkiye’de bir takım aydınların İslamiyet’i eleştirip medeni bir hayat için örnek gösterdikleri Batı’nın, Roma’nın, Yunan’ın, Hristiyanların ve Yahudilerin kadın hususunda düşünce tarihleri bu fikirlerden ibarettir.  “İslam Öncesi Arap Toplumunda Kadın ve İslam’ın Kadına Verdiği Değer” konusuyla devam edeceğiz.

 

Mustafa Şekerci

mustafasekerci@alemislamder.com


[1] Tevbe Sûresi, 71

[2] Ebu Dâvud, Menâsik, 56

[3] Tirmizi, Radâ, 11

[4] ‘İslam Öncesi Kadın’ başlığından buraya kadar olan bölüm şu makalelerden özetlenmiştir: Salih AKDEMİR, Tarih Boyunca ve Kur’an-ı Kerim’de Kadın; Seyfullah KARA, Tarihi Süreç, Kur’an ve Hz. Peygamber Açısından Kadın; Ömer Faruk HARMAN, Kadın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir