GÜNCEL

MODERN UHUD SAVAŞI

İslam’ın bidayetinden beri nice azları nice çoklara galip kılan Allah’a hamd ederiz. Dünya’da da, ahirette de izzetin Allah’ın davasına hizmet etmekte olduğunu bizlere öğreten Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.

 

Uhud Savaşı

Sahabe-i Kiram, Bedir Savaşı’ndan sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in -savunma savaşı yapalım- görüşüne uygun hareket etmeyip bir meydan muharebesi için Uhud dağının eteklerinde müşriklerle karşı karşıya geldiler. Başlangıcında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in görüşüne uygun olarak başlamayan harp, bir grup sahabînin ‘Okçular Tepesi’ni yani Peygamber buyruğunu terk etmeleriyle devam etti. Bunun neticesi olarak da Uhud Savaşı, müşriklerin ‘kazandık’ demelerine rağmen tarafların zafer kazanamamaları ile sonuçlandı. Tabi ki kazanamamak, Müslümanlar için bir kayıptı… Ve Rabbimiz şöyle buyurdu: “Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız bilin ki o topluluk da benzeri bir yara almıştı. İşte o günleri biz insanlar arasında, döndürüp duruyoruz.”[1]

 

Müslümanlar Neden Kaybeder?

Müslümanların neden kaybettiğini anlamak için, Müslümanların nasıl kazandıklarını bilmek gereklidir. Müslümanlar, sayıyla kazanmazlar. Zira Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Müslümanların şu sözlerini nakletmektedir: “Nice az topluluklar, Allah’ın izni ile nice çok topluluklara galip gelmiştir.”[2] Müslümanlar güçle kazanmazlar zira Bedir’de güçsüzdük; Mûte’de güçsüzdük; Kadisiye’de güçsüzdük; Malazgirt’te güçsüzdük… Biz Müslümanlar, Allah’a olan itaatimizle; meleklerin yardımıyla ve İslam’ın izzetiyle kazanırız!

İşte bu sebeple Allah (celle celalühü), Peygamber sözünün çiğnendiği Uhud’ta Müslümanlara bir yara isabet etmesine izin vermiştir. Bugün de şayet bir yara isabet ediyorsa şayet Müslümanlar bekledikleri sonuçları alamıyorlarsa oturup düşünecekleri şey, Peygamberin kaç sözünün yere düşürüldüğüdür! Allah’ın kaç emrinin siyasal durumlara feda edildiğidir!

 

Kaybın Görünen Sebepleri

Dost, uyarandır; gelecek muhtemel tehlikeleri gösterendir. Yanlışları, düzelmeleri için ortaya dökendir. Dost, şakşakçılık yapan, şaklabanlık yapan değildir. Bu sebeple hatalar masaya dökülmeli ve çareleri aranmalıdır. Yazı amacının dışına çıkmasın diye hiçbiri hususunda detaylara girmeyeceğim problemli hususlar şunlardır:

 

100 Yıldır Kanayan Yara: Eğitim

Osmanlı’nın yıkılması ve maarif kanununda yapılan değişikliklerle laik bir eğitim sistemine bürünmemizden beri, Türkiye Cumhuriyeti’nin okulları, beyinleri belli şahısların kahramanlığından başka bir şey anlamayan; İslam’ın ahkâmını, Peygamberin namusunu belirli şahısların keyifleri hususunda hiçe sayan insanlar yetiştirmektedir. Her vatandaşın evladı bu cendereden geçirilmekte, kurtulan, dışarıdan duyduğu birkaç kelam ile kurtulmakta; kurtulamayanların sayısı da hiç az olmamaktadır.

İdarecilerimiz, 20 yıla yaklaşan iktidarlarında maalesef eğitim alanında hiçbir şey yapamamışlardır. Başörtülü kızları okullara sokarak, fark etmeden onların da ahlaksız olarak yetiştirilmelerine katkı sağlamışlar ve neticesinde başları kapalı olmasına rağmen Müslüman olmayanların bile kendilerinden utanacakları nesillerin yetişmesine vesile olmuşlardır. Ülkemizin okulları, Müslümanların çocuklarını layıkıyla eğitebilme kabiliyetine sahip değildir! Bunun neticesi de okulların, belirli mihraklara parasız asker yetiştiren birer müesseseye dönüşmesidir.

 

İlahlaştırılan ‘Kadın’

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bazı kadın dernekleri ve vakıfları hatta bizzat Cumhurbaşkanının eşinin de içerisinde bulunduğu bir topluluk tarafından yürütülen bir kadın politikası var: Kadının ilahlaştırılma politikası.

Allah (celle celalühü) yaratmış olduğu kadınlara da, erkeklere de belirli haklar vermiş ve kendilerini belirli sorumluluklarla mükellef tutmuştur. Feminizm akımından etkilenen günümüz Müslümanları, Allah’ın kadına vermediği hakları ona vermeye çalışmakta; fıtrata ve İslam’a aykırı işler yapmaktadırlar. Bunun en görünen örneği süresiz nafaka ve kadının beyanı esastır meseleleridir. İktidar eliyle Müslümanlara inanmadıkları bir sistemi dayatmak, insanların kuvve-i maneviyelerini bozmuş ve birçok insanı küstürmüştür.

İhsan Şenocak hoca gibi, her zaman Müslüman devlet adamlarını desteklemiş bir hocayı, tetikçi gazetecilerin gazıyla, kadına tapılmasını isteyen sivil toplum kuruluşlarının yönlendirmesiyle görevden almanın elbette toplumda bir yansıması olacaktı!

 

Oy İçin Harama Razı Olunmaz

İzmir’de yüzde 3 fazla oy almak için açıklanan ve İslam dininde küfür olarak bile yorumlanabilecek içki açıklamaları, İzmir’de bir şey kazandırmadığı gibi, İstanbul’da da, Ankara’da da Müslümanların davaya olan inançlarını sarsmış ve oy kaybına sebep olmuştur.

İstanbul’a başkan olacak adam, rakı fabrikası açmakla övünemez. ‘Sakallılardan tiksiniyorum.’ diyen adamların belediyelere başkan adayı yapılmasının elbette bir yansıması olacaktı!

Allah’ın nasip ettiği iktidarı, Allah’ın dinine karşı kullanmaya çalışmanın, İslam’ı güncellemeye kalkmanın, dini Diyanet’in tek eline verip sarışın kadınlarla televizyon programında din öğreten hocalara emanet etmenin elbette bir yansıması olacaktı!

‘Pantolon giymeyin diyen hocaları dinlemeyin.’ diyen sabık aile ve sosyal politikalar bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın elbette bir yansıması olacaktı!

Fatih’i yetiştiren, Sultan Selim’i yetiştiren, dünyanın gelmiş geçmiş en mükemmel eğitim sistemi olan medrese sistemine: ‘Merdivenaltı’ diyen Bekir Bozdağ’ın elbette bir yansıması olacaktı!

 

Yapılması Gereken

Dinine halel geldiği için sandığa gitmeyen dindar halkın aşağılanmasıyla ve onlara: ‘Sayenizde böyle oldu!’ denilmesiyle varılacak herhangi bir sonuç yoktur! Yapılacak olan: ‘Biz ne yaptık da böyle oldu?’  demektir.

‘Can boğaza gelmedikçe Allah kulunun tövbesini kabul eder.’[3] Memurlar gibi amirler de, halk gibi yöneticiler de, avam gibi hocalar da Allah’a tövbe etmeli ve Muhammed Mustafa’nın davasına dönmelidir! Efendi Hazretlerimiz (kuddise sirruhu)’nun deyimiyle: Müslümanlar için zafer ancak İslam’ı yaşamakla mümkündür. Allah (celle celalühü) dilerse bu zaferi ‘A’ şahsıyla; dilerse de ‘B’ şahsıyla gerçekleştirmeye kâdirdir. Neticede kazanacak olan Allah (celle celalühü) ve Müslümanlardır! Zira Cenab-ı Hak, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.”[4]

 

Mustafa Şekerci

mustafasekerci@alemislamder.com

01.04.2019, İstanbul


[1] Âl-i İmran Sûresi, 140

[2] Bakara Sûresi, 249

[3] Tirmizî, Deavât, 100

[4] Mücadele Sûresi, 21

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir