Alışveriş,  Fıkıh

FAİZ NEDİR?

Kur’an-ı Kerim’de “ribâ” kelimesiyle ifade edilen faiz, Allah Teâlâ tarafından haram kılınmış bir kazanç yoludur. Faiz, geçmiş şeriatlarda da haram kılınmış[1], Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından da ‘ocakları batıran yedi günahtan biri’[2] olarak vasıflanmış büyük bir haramdır. Allah (celle celalühü) Kur’an-ı Kerim’de faiz hakkında şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”[3] Bu emirden sonra faizin haramlığı şu ayet-i kerimelerle teyit edildi: “Faiz yiyenler (diriltildiklerinde kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktıkları gibi kalkarlar. Bu hal onların: ‘Alım-satım tıpkı faiz gibidir.’ demeleri sebebiyledir. Hâlbuki Allah, alım-satımı helal; faizi haram kılmıştır.”[4] “Ey iman etmiş olan kimseler! Eğer (gerçekten) mümin kimselerseniz Allâh’tan hakkıyla sakının ve fâizden kalmış olan (alacağınız)ı bırakın. Eğer (fâizi bırakma işini) yapmazsanız, Allâh ve Rasûlü’nden (faizcilere karşı açılmış olan) büyük bir harb (içine girdiğiniz)i bilin!”[5]

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de faiz yemenin ne kadar büyük bir günah olduğunu ifade sadedinde: “Kişinin bilerek yiyeceği bir dirhem faiz, otuz altı zinadan daha şiddetlidir.”[6] buyurmuştur.

Faiz olarak isimlendirdiğimiz ribâ, lügat itibariyle ‘fazlalık’ demektir. Din ıstılahında faizin birçok tarifi olmakla beraber özellikle Hanefî mezhebine göre en kapsayıcı tarif şudur: ‘Kendisinde ziyade olsun veya olmasın tüm fasit akitler yani İslam’ın emrettiği alışveriş şartlarını taşımayan muameleler, faizdir.’[7]

Faiz, ‘borç faizi’ ve ‘alışveriş faizi’ olarak iki kısma ayrılır. Borç faizi, cahiliye devrinde yaygın olarak uygulanan faiz çeşidiydi. Bir adam diğerine belirli bir vadeye kadar borç verir; vadesi geldiğinde ‘Ya borcunu öde ya da şu kadar arttır!’ derdi ve faiz uygulardı. Günümüzde banka kredilerinde de uygulanan faiz aynıdır. Kişiye süresine göre faiz şartları sunulur; başından faizle başlayan muamele kişinin borcunu geciktirmesi durumunda yine anlaşılan oranda faizle devam ettirilir.

Alışveriş faizi de kendi arasında ‘fazlalık faizi’ ve ‘vade faizi’ olarak iki kısımda incelenir ki insanların çoğunun faizin bu türlerinden haberleri yoktur:

a-      Fazlalık Faizi

Bir ölçü veya tartıyla satılan şeylerin, kendi cinsleriyle, biri diğerinden fazla olacak şekilde satılmaları faizdir.[8] Şöyle ki, bir ton buğdayın 500 kilo buğday ile takas edilmesi faiz muamelesidir. Burada buğdaylardan birinin kaliteli, diğerinin kalitesiz olması hükmü değiştirmemektedir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Hayber’de hurma ikram edildi. Efendimiz hurmaları çok beğenince: “Hayber’in bütün hurmaları böyle midir?” diye sordu. Hurma ikram eden kişi: “Yok ya Rasulallah! Biz kendi hurmalarımızdan iki ölçek veririz; bu hurmadan bir ölçek alırız.” deyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyle yapma! Topladığın hurmayı dirhem karşılığında sat; sonra dirhem karşılığında iyi hurmadan al!” buyurmuştur.[9] Yani aralarında kalite farkı da olsa aynı tür iki malı biri diğerinden fazla olacak şekilde alıp-satmak faizdir. Ancak alışveriş iki parça halinde yapılır; önce eldeki kalitesiz mal belirlenen bir fiyat üzerinden satılır; daha sonra elde edilen parayla kaliteli maldan ettiği kadar satın alınırsa bu caiz olur.

22 ayar ve 14 ayar altın meselesi de böyledir. Ayarları birbirinden farklı olmakla beraber iki mal da altındır. Dolayısıyla birbirleri ile takas edilirken gramların aynı olması gerekir. Kişi kuyumcuya 20 gram 14 ayar altın verip; 20 gramdan daha az veya daha fazla farklı bir ayarda ya da farklı işçilikte altın alsa bu işlem faiz olmuş olur. Az önce ifade ettiğimiz gibi önce eldeki altın bir fiyat üzerinden satılır; sonra o parayla istenilen altın alınırsa caiz olur.

Para bozmak da böyledir. Kişi 100 lirayı 95 lira olarak veya 105 lira olarak bozacak veya bütünleyecek olsa bu faiz olur. Farklı para birimleri için de aynı şey geçerlidir. 100 dolar, 95 dolar olarak bozulacak olsa aradaki 5 dolar ‘fazlalık faizi’ olur.

b-      Vade Faizi

Ölçü ve tartı üzere alışveriş yapılan malların birbirleriyle satılmaları durumunda miktarlarının eşit olmaları gerektiğini aksi takdirde fazlalık faizi kapsamında değerlendirileceğini ifade ettik. Bir başka faiz çeşidi de ölçü ve tartı üzere satılan malların veresiye satılmasından kaynaklanan vade faizidir.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: Buğdayı buğdayla vadeli satmak faizdir, ancak al-ver diye peşin olması müstesnadır! Arpayı arpayla satmak faizdir, ancak al-ver diye peşin olması müstesnadır! Hurmayı hurmayla satmak faizdir, ancak al-ver diye peşin olması müstesnadır! Altını gümüş karşılığında satmak faizdir, ancak al-ver diye peşin olması müstesnadır![10] Hanefî mezhebine göre ölçü ve tartıyla satılan bütün mallar birbirleriyle takas edilirken peşin olmaları gerekir. Dolayısıyla bir kimsenin bir teneke buğdayı velev ki bir teneke buğday karşılığında da olsa vadeyle satması caiz değildir. Ancak para (altın, gümüş veya onları temsil eden kâğıtlar) ile buğday ve emsali mallar vadeyle satın alınabilir.

Günümüzde bu olay daha çok yabancı para birimleri ve altın alışverişlerinde karşımıza çıkmaktadır. Vadeyle altın almak, vadeyle dolar satmak gibi alışverişler, vade faizi kapsamına girmektedir ve caiz değildir.

Kısaca ifade etmek gerekirse: Ölçü ve tartıyla alınıp satılan bütün mallar; şayet cinsleriyle değiştiriliyorlarsa hem peşin olması hem de eşit miktarda olmaları şarttır, aksi halde faiz muamelesi olur. Şayet farklı cinslerle değiştiriliyorlarsa peşin olmaları şarttır ancak miktarlarının aynı olmasına gerek yoktur. Dolayısıyla Türk lirasıyla altın alan bir kimse, farklı cinsleri birbirleriyle değiştirdiği için miktar istenilen şekilde olabilir ancak işlem peşin olarak yapılmalıdır.

16.01.19, İstanbul

Mustafa ŞEKERCİ

mustafasekerci@alemislamder.com


[1] Nisâ Sûresi, 160-161

[2] Buhârî, Vasâyâ, 24; Müslim, İman, No: 145

[3] Âl-i İmrân Sûresi, 130

[4] Bakara Sûresi, 275

[5] Bakara Sûresi, 278-279

[6] Ahmed b. Hanbel, 36/288, No: 21957

[7] Ebû Bekir el-Haddâd, el-Cevheratü’n-Neyyira, Mektebetü’l-Büşrâ, 2010, s. 335

[8] Ebu’l-Huseyn Ahmed b. Muhammed el-Kudûrî, Muhtasaru’l-Kudûrî, Mektebetü’l-Ludhyanvi, s. 104

[9] Nesâi, Büyu‘, 41

[10] Ahmed b. Hanbel, 1/404, No: 314

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir