Sirâcü’l-Müttakîn

ENSÂR-I KİRÂM’I SEVMEK İMANDANDIR

SİRÂCÜ’L-MÜTTAKÎN 10. HADİS-İ ŞERİF

 

عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ

 

Enes b. Malik (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ensâr’ı sevmek, iman alametidir. Ensâr’a buğz etmek de münafıklık alametidir.”[1]

 

Ensâr-ı Kirâm

Ensar, yardımcı manasındaki ‘Nâsır’ kelimesinin çoğuludur ve ‘yardımcılar’ demektir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke-i Mükerreme’den Medine’ye hicret edenlere yardım eden Medineli Evs ve Hazreç kabilelerini, ‘Ensar’ olarak isimlendirmiştir. Daha sonra bunların çocuklarına ve kölelerine de Ensar denilmiştir. “İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.”[2] ayet-i kerimesindeki ‘barındırıp yardım edenler’ ifadesiyle kastedilen Ensâr-ı Kirâm’dır.

Yine Allah Teala Ensâr-ı Kirâm hakkında şöyle buyurmuştur:

“İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah, onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır.”[3]

Hadis-i şerifin zahiri, Ensâr’ı sevmeyenlerin münafık olduğunu göstermektedir ancak ulema, “Ensâr’ı Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) yardım ettiğinden dolayı sevmeyenlerin münafık olduğunu” söylemişlerdir.[4] Ancak her halükarda Allah Rasulü’nün kıymetle sahabesi hakkında en ufak bir sevgisizlik, sapıklık alametidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Ensâr hakkında şöyle buyurmuştur: “Ensâr’ı seven, beni sevdiği için sever. Ensâr’a buğz eden de, bana buğz ettiği için buğz eder.”[5] Yine başka bir hadis-i şerifte, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir kimse Ensâr’a buğz etmez.”[6] buyurmuştur.

 

Nifak

Nifak, kalpte küfrü gizleyerek iman iddiasında bulunmaktır.[7] Kafir olup, İslam’ın nimetlerinden yararlanmak isteyenler veya İslam’a zarar vermek isteyenler tarih boyunca münafıklar olarak Müslümanların arasında yer almışlardır. Allah Teâlâ, Müslümanları kandırmaları ve haşa Allah’ı (celle celalühü) da kandırdıklarını sanmaları sebebiyle münafıklara kâfirlerden daha fazla azap edeceğini beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın.”[8]

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) birçok hadis-i şerifte münafıkların alametlerinden bahsetmiştir. Böylece hem ümmetini kendilerinde münafıklık alametleri bulunmasından engellemiş hem de Müslümanların münafıkları tanımasını sağlayarak zararlarından ümmetini korumaya çalışmıştır. Bu hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:

“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler; söz verdiğinde sözünde durmaz ve emanete hıyanet eder.”[9]

“Şu dört şey kimde bulunursa o kimse münafıktır. Bu dört şeyden biri bulunan da nifaktan kendisini münafıklığa çağıran bir cüz bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söylemek; söz verdiğinde yerine getirmemek; anlaştığı şeylerde aldatmak; kavga ettiğinde küfretmek.”[10]

“Münafıklara yatsı ve sabah namazlarından daha ağır gelen bir namaz yoktur!”[11]


[1] Buhârî, İman, 9; Ahmed b. Hanbel, 19/326, No: 12316

[2] Enfal Sûresi, 74

[3] Tevbe Sûresi, 100

[4] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî, Dâru’l-Marife, 1379, 1/62

[5] Ahmed b. Hanbel, Fezâilü’s-Sahâbe, Müessesetü’r-Risâle, 1983, 2/792, No: 1416; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr, 19/341, No: 789

[6] Müslim, İman, 130; Ahmed b. Hanbel, 15/255, No: 9434

[7] Bedrüddîn el-Aynî, Umdetü’l-Kârî, Dâr-u İhyâi’t-Türasi’l-Arabî, 1/151

[8] Nisâ Sûresi, 145

[9] Buhârî, İman, 23; Müslim, İman, 107

[10] Buhârî, Mezâlim, 18; Müslim, İman, 106

[11] Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsâd, 9/89, No: 9217

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir