HAYÂTÜ'S-SAHÂBE

Ebû Hureyre

Ebû Hureyre’nin ismi Cahiliye devrinde Abdüşems veya Abdüamr idi. İslam ile müşerref olduktan sonra ismi Abdurrahman veya Abdullah oldu. Ebû Hureyre, lakabıyla o kadar meşhur olmuştur ki, ismini zikreden neredeyse kalmamıştır. Bu sebeple ismi hususunda aşırı ihtilaflar ortaya çıkmıştır.

Hureyre, ‘Hirra’ kelimesinin ism-i tasğiridir ve ‘kedicik’ demektir. İbn Abdilberr konuyla alakalı Ebû Hureyre’den şunu rivayet etmiştir: “Kolumun yeninde kedi bulunduğu bir sırada Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni gördü ve ‘Bu nedir?’ diye sordu. Ben ‘kedi’ deyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bana ‘Ya Ebâ Hureyre’ diye hitap etti.

 

Ebû Hureyre’nin Müslüman Olması

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) Hayber’in fethi (H. 7) yılında Müslüman oldu ve Hayber’in fethine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber katıldı. Medine’de Suffe’de ikamet ederdi.

 

Ebû Hureyre’nin Hadis İlmindeki Yeri

800’den fazla sahabe ve tabiin Ebû Hureyre’den hadis-i şerif dinledi. Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) bize, 5346 hadis-i şerif ulaşmıştır.

Ebû Hureyre (radıyallahu anh), İmam Buhârî’nin tabiriyle hadis hıfzı noktasında asrında zirveydi. Kendisinden ehl-i ilim olan 800 kadar kişi hadis rivayet etti. Tabiin’den Ebû Sâlih es-Semmân, Ebû Hureyre (radıyallahu anh) hakkında: “Rasulullah’ın sahabesi içerisinde hafızası en kuvvetli kişi Ebû Hureyre’dir.” demiştir.

 

Beni Deli Zannettiler Hâlbuki Sadece Açtım

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) Müslüman olduktan sonra da açlığa ve yokluğa sabrederek sürekli Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında bulundu. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) nereye gitse onunla beraber giderdi. Böylece sahabe-i kiram içerisinde en çok hadis ezberleyenlerden biri oldu.

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Ben Suffe ehlinden yetmiş kişiyi gördüm, hiçbirinin üzerinde bedenlerini tam örten bir kıyafetleri yoktu. Ya bellerine bağladıkları bir izarları ya da boyunlarından aşağı sarkıttıkları bir ridaları olurdu. Bunların bazısı topuklarına kadar gelir, bazısı baldırlarına kadar gelirdi. Öyle ki avret yerleri kapansın diye elleriyle çekiştirirlerdi.[1]

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Ben Hz. Aişe’nin kapısı ile Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) minberi arasında açlıktan yığılıp kaldığımı biliyorum. İnsanlar gelir, beni deli zannedip ayaklarıyla başıma basarlardı. Hâlbuki ben deli değildim; açlıktan başka bir derdim yoktu.[2]

Ebû Hureyre (radıyallahu anh), Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den çok hadis rivayet etmesini şu şekilde açıklamıştır: “Siz benim nasıl bu kadar hadis rivayet ettiğimi zannediyorsunuz? Muhacirler, sokaklarda alışverişle meşgul olurken; Ensar, mallarının başında hazır bulunurken ben karın tokluğuna Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) peşinde dolaştım. Sahabe-i kiram içerisinde en fakir olanlardan biriydim.  Bir gün bir mecliste otururken Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim elbisesini serer ve söyleyeceklerimden sonra onu toplarsa benim sözlerimden hiç birini unutmaz.” buyurdu. Hemen hırkamı Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) önüne serdim. Söylediklerinden sonra hırkamı topladım. Vallahi o günden beri söylediklerinden hiçbir şey unutmuyorum.”[3]

 

Senden Başkasının Sormayacağını Biliyordum

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) bir defasında Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Ya Rasulallah! Kıyamet günü senin şefaatine en fazla layık olan kişi kimdir?” diye sordu. Bu soru üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hadis hususunda senin hırsını bildiğim için bana bu suali senden başkasının sormasını beklemezdim. Kıyamet günü benim şefaatimle en bahtiyar olacak kişi, kalbi halis olduğu halde ‘Lâ ilâhe illallâh’ diyen kimsedir.” buyurdu.[4]

Übeyy b. Kab (radıyallahu anh) şöyle demiştir: “Ebû Hureyre Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e soru sormak hususunda o kadar cüretliydi ki, ondan başka hiç kimse onun sorduğu soruları soramazdı.”[5]

“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den iki kap doldurdum. Bunlardan birini insanlara yaydım (anlattım). Diğerini yaysaydım boynum kesilirdi.”[6]

 

Vallahi Müminler Beni Sever

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) bir gün: “Vallahi Allah, beni işitmiş; görmemiş ve beni sevmeyen bir mümin yaratmamıştır (yani beni işiten her Müslüman beni sever.)” dedi. Yanında bulunanlar: “Ey Ebû Hureyre! Bu konuda senin delilin nedir? (Nereden biliyorsun böyle olduğunu?) diye sordular. Ebû Hureyre (radıyallahu anh) da şunları anlattı: “Benim müşrik bir annem vardı. Defalarca kendisini İslam’a davet etmeme rağmen kabul etmiyor; bana hiç iltifat etmiyordu. Kendisine İslam’ı anlattığım bir gün bana, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında duymak istemeyeceğim şeyler söyledi (küfür ve hakaret etti.) Bunun üzerine ağlayarak Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına vardım. Bana neden ağladığımı sorunca durumu ona anlattım. Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Allah’ım! Ebû Hureyre’nin annesine hidayet ver.’ diye dua etti. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in duasıyla sevinçli bir halde eve döndüm. Annem ayak seslerimi duyup kapıyı açtı. Bana: ‘Sen burada dur!’ dedi ve içeriye geçti; o sırada kaynamakta olan suyun sesini duydum. Annem yıkandı, üzerine bir elbise aldı ve yanı gelip: ‘Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir.’ dedi. Bu kez mutluluktan ağlayarak Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına vardım ve: ‘Ey Allah’ın Rasulü! Müjdeler olsun! Allah (celle celalühü) duana icabet etti ve anneme hidayet etti.’ dedim. Efendimiz, Allah’a hamd-ü senalar etti. Ben: ‘Ya Rasulallah! Allah’a dua et de, Allah bana ve anneme Müslümanları sevdirsin; Müslümanlara da bizi sevdirsin.’ dedim. Bunun üzerine Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah’ım! Bu kulunu ve annesini Müslümanlara sevdir. Bunlara da Müslümanları sevdir!” diye dua etti. Allah (celle celalühü), beni işitip beni sevmeyen bir Mümin yaratmamıştır.”[7] Günümüzde Ebû Hureyre (radıyallahu anh)’a ağza alınmayacak iftiralar atan ve hoca diye kendisine tabi olunan insanlar, bırakın hoca olmayı Müslüman bile olamazlar.

Ebû Hureyre (radıyallahu anh), günde 12.000 kez Allah’ı (celle celalühü) tesbih eder ve ‘Günahlarım kadar tesbih ediyorum.’ derdi.[8]

 

Vefatı

Ebû Hureyre (radıyallahu anh), Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatından sonra ömrünü hadis rivayetine adamıştır. Hz. Ömer (radıyallahu anh) zamanında Bahreyn valiliği yaptı. Hz. Osman (radıyallahu anh) döneminde Mekke kadılığı yaptı ve Hz. Muaviye (radıyallahu anh) döneminde Medine valisi oldu.

Ömrünün sonlarına doğru Medine’den ayrıldı ve Zülhuleyfe ya da Akik denilen yerdeki evine çekildi. Hicretin 58. yılında vefat etti.[9]


[1] Buhârî, Salât, 58

[2] Buhârî, İ‘tisâm, 16

[3] İbn Asâkîr, Târîh-u Dimeşk, Dâru’l-Fikr, 1995, 67/333; Yusuf b. Abdurrahman el-Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl fî Esmâi’r-Ricâl, Müessesetü’r-Risâle, 1980, 34/378

[4] Buhârî, İlim, 33

[5] Ahmed b. Hanbel, 35/180, No: 21261

[6] Buhârî, İlim, 42

[7] Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 158; Ahmed b. Hanbel, 14/10, No: 8259

[8] İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1415, 7/360

[9] M. Yaşar Kandemir, Ebû Hureyre, DİA.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir