• Hadis

    PEYGAMBER HADİSLERİN YAZILMASINI YASAKLADI MI?

    Geleneksel İslam anlayışına ve kadim eserlerimize saldıran Modernist, laik devlet alimcikleri günümüzde var güçleri ile sünnet müessesini yıkmaya çalışmaktadır. Bu akaid ve fıkıh müesseselerini yıkmanın ilk adımıdır. Eğer sünneti devreden çıkarabilirlerse diğerleri zaten ona mebni olduğu için kendiliğinden yıkılacak ve bunların ellerinde kendi fasit düşüncelerine göre tefsir ve te’vil edebilecekleri ayet-i kerimelerden başka kaynak kalmayacaktır. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) günümüze kadar yaşanarak gelen İslami değerleri uydurulmuş din olarak yaftalayıp, kendi kafalarına göre ayet-i kerimelere mana vererek, indirilmiş din adı altında din uydurmaya çalışan bu güruh, elbette amaçlarına ulaşamayacak, ömürlerini Allah’ın dinini bozmaya çalışmakla heba edeceklerdir. Ancak bu zaman diliminde İslam’ı yaşamak kendilerine zor gelen bazı insanlar, bunların uydurdukları dinden…

  • Hadis

    BAZI HADİS-İ ŞERİFLERDE KADINLARA HAKARET EDİLMİŞ MİDİR?

    Batı kaynaklı Pozitivizme akıllarını kaptıran, “sorgulayan Müslüman” propagandası altında insanları “akıllarının uymadığına inanmamaya” davet eden ilahiyatçılar ve felsefeci din simsarlarıyla aynı devirde yaşıyoruz. İslam adına, insanları imandan çok inkâra teşvik eden, Modernist bir zihniyetten, insanların imanlarını korumak için çabalıyoruz. Ebubekir’i (radıyallahu anh) Sıddık yapan neydi? Miraç hadisesini Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) işiten müşrikler koşarak Ebubekir’e geldiler. Dediler: “Arkadaşın dün gece Mescid-i Aksa’ya gittiğini, oradan semaya yükseldiğini sonra aynı gece geri geldiğini söylüyor. Ne diyorsun?” Ebubekir (radıyallahu anh) bir lahze tereddüt etmedi ve: “O dediyse doğrudur!” dedi. 21. yüzyılın Müslümanları arada sırada kendilerini yokluyorlar mı acaba? Eğer böyle bir durumda biz kalsaydık bu teslimiyeti gösterebilir miydik? Bugün İslam’ı modernleştirme ve yumuşatma uğruna, kasır akıllarının…

  • Hadis

    SAHİH İSLAM’DA HADİS ANLAYIŞI – 4

    Serinin bir önceki yazısında râvilerin adalet ve zaptına yönelik eleştiri yönlerini mücmel olarak ifade etmiş, adalete yönelik eleştiri metotlarını mufassal olarak beyan etmiştik. Şimdi râvilerin zaptına yönelik eleştiri yönlerini mufassal olarak açıklamaya gayret edeceğiz. Ravilerin zaptına yani hadis-i şerifleri doğru öğrenip, muhafazasını sağlam bir şekilde yapıp, duyduğu gibi nakletmesine yönelik kıstaslar; Aşırı gaflet, aşırı hata, sika râvilerin rivayetlerine muhalefet, zan ve kötü hafıza olarak beş adetti. Aşırı gaflet ve aşırı hata birbirine yakın manalardır. Gaflet genellikle râvinin hadisi dinlerken dikkatli olmaması manasında, hata ise naklederken dikkatli olmaması manasında kullanılır. Rivayet ettiği hadislerin yarısı kadarında küçükte olsa hatalar yapan râvi sika yani güvenilir olarak kabul edilmez. Gaflet daha çok râvinin haliyle alakalı bir durumdur.…

  • Hadis

    DEVE İDRARI ÜZERİNDEN SÜNNET’E SALDIRANLARIN CEHALETİ

    DEVE İDRARI HADİSİNİ NASIL ANLAMALIYIZ? HANEFİ MEZHEBİ BU HADİSİ NASIL ANLAMIŞTIR? Ebubekir Sifil hocaefendi ile Caner isimli bir adam, televizyon programında “hadisler İslam dininin bir kaynağı mıdır?” konusunu tartışırken Caner beyin “Eğer hadis delilse al sana deve idrarı, buyur iç” demesiyle gündeme gelen bir meselemiz oldu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara deve idrarı içmelerini tavsiye etmiş midir? İslam âlimleri hususi olarak Hanefi uleması bu hadis-i şeriften ne anlamıştır? Evvela şunu ifade etmek gerekiyor ki hiçbir ilim dalında inkâr muteber bir ilim ifadesi değildir. Yani bir meseleyi yok demekle o mesele yok olmaz. Bugün bir insan “Fatih İstanbul’u fethetmemiştir!” dese bu ifade tarih ilmi açısından hiçbir şey ifade etmez. Boş…

  • Hadis

    HADİSLERİN DİNDEKİ YERİ – 3

    Hadisler hakkında en çok duyduğunuz kelime muhtemelen “sahih” kelimesidir. Bunun “hasen” olanı pek bilinmez ama “zayıf” ve “mevzu” kelimelerini illa duymuşsunuzdur. Garip algılar vardır bu konuda. Mesela “bu sahih mi?” derler. Eğer cevabınız “hayır” ise sanki rivayet ettiğiniz söz uydurmaymış gibi tepki verirler. Bir de senedi isnadı hiç umursamayanlar vardır. Kendilerine Kur’an Müslümanı derler hâlbuki Kur’an’a değil, hevâlarına iman etmişlerdir. Kur’an’a arz ediyoruz kılıfıyla, bırakın sahihi, mütevatiri bile inkâr ederler ama arz ettikleri merci Kur’an değil, bu zevatın fasit Kur’an anlayışıdır. Bunların usul itibariyle hakem olayı neticesinde “Hüküm ancak Allah’a aittir!” ayet-i kerimesini referans alarak Hz. Ali’ye kâfir diyen Haricilerden bir farkları yoktur. Bunlar Haricilerin Avrupa Medeniyetinin terbiyesinden geçmiş şekilleridir…

  • Hadis

    HADİSLERİN DİNDEKİ YERİ – 2

    Sahabe, Tabiin, Tebe-i Tabiin neslindeki ve sonra gelen büyük âlimlerimizin açlıkla, yoklukla, siyasi otorite baskısıyla mücadele ederek bize aktardıkları Din-i Mübin-i İslam’ı, biz de en azından rahat koltuklarımızda muhafazaya memuruz. Bunun için en azından ulaşabildiğimiz insanların tamamını, “Sahih İslam’ın Hadis Anlayışı” hususunda, imkânımız nispetinde bilgilendirmeye çalışıyoruz. Siz de istifade edebileceğini düşündüğünüz tanıdıklarınıza ulaştırarak bu hususta hayra ortak olabilirsiniz. Bu yazının birincisini okumayanlar aşağıdaki linkten ulaşabilirler.[1] Hadis’in manasını, rivayet eden ilk iki neslin kısaca kimlerden oluştuğunu önceki yazıda ifade ettik. Aslında burada parantez içinde “İslam’ın Sahabeye Bakışı” konusunu işlememiz gerekmektedir. Çünkü bugün münkirlerin saldırdığı noktaların başı budur. Eğer Sahabeyi doğru anlamazsanız, bugün elimizdeki hadis-i şerif müktesebatı gibi Kur’an-ı Kerim’in de şaibeli bir…