• GÜNCEL

    CAHİLİYENİN KARANLIĞINDAN VAHYİN NURUNA

    Giriş “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz.”[1] buyuran Rabbimize (celle celalühü) sonsuz hamd-ü senalar olsun. Onun sevgili Peygamberi Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun. Önceki iki yazımızda, İslam öncesi dünya toplumlarında ve özellikle cahiliye döneminde Arap toplumunda kadının durumundan bahsetmiştik. Bu yazımızda, İslam ile kadınların hayatlarında değişenlerden; kısaca İslam dininin kadınlara sağladığı haklardan bahsedeceğiz.   Diri Diri Gömülmekten, Ayağına Cennet Serilmeye Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Peygamber olarak gönderildiği kavim, kız çocukları olmasından utanan; doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömen bir kavimdi. İslam’ın, 23 sene zarfında bu insanların hayatlarını ne derece değiştirdiğini anlamak için şu hadis-i şerife bakmak yeterlidir: “Talha b. Muaviye…

  • GÜNCEL

    MODERN UHUD SAVAŞI

    İslam’ın bidayetinden beri nice azları nice çoklara galip kılan Allah’a hamd ederiz. Dünya’da da, ahirette de izzetin Allah’ın davasına hizmet etmekte olduğunu bizlere öğreten Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.   Uhud Savaşı Sahabe-i Kiram, Bedir Savaşı’ndan sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in -savunma savaşı yapalım- görüşüne uygun hareket etmeyip bir meydan muharebesi için Uhud dağının eteklerinde müşriklerle karşı karşıya geldiler. Başlangıcında Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in görüşüne uygun olarak başlamayan harp, bir grup sahabînin ‘Okçular Tepesi’ni yani Peygamber buyruğunu terk etmeleriyle devam etti. Bunun neticesi olarak da Uhud Savaşı, müşriklerin ‘kazandık’ demelerine rağmen tarafların zafer kazanamamaları ile sonuçlandı. Tabi ki kazanamamak, Müslümanlar için bir kayıptı… Ve Rabbimiz şöyle buyurdu:…

  • Sirâcü’l-Müttakîn

    Allah’tan En Çok Korkanınız Benim!

    Allahtan En Çok Korkanınız Benim SİRÂCÜ’L-MÜTTAKÎN 12. HADİS-İ ŞERİF   عنْ عائِشَةَ قالتْ: كانَ رسولُ اللَّهِ صلى الله عَلَيْهِ وَسلم إذَا أَمَرَهُمْ أمَرَهُمْ مِنَ الأَعْمَالِ بِما يُطِيقُونَ، قَالُوا: «إنَّا لسْنَا كَهْيَئتِكَ يَا رسولَ اللَّهِ إنّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأخَّرَ» فَيَغْضَبُ حَتى يُعْرَفَ الغَضَبُ فِي وجْهِهِ ثمَّ يَقُول:ُ إنَّ أَتْقاكُمْ وأَعْلَمَكُمْ باللَّهِ أَنَا   Hz. Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlara amellerden herhangi bir şey emredeceği zaman, güçleri yetecek (o amele devam edebilecekleri) şeyleri emrederdi. İnsanlar: “Biz senin gibi değiliz ya Rasulallah! Allah (celle celalühü) senin gelmiş geçmiş tüm günahlarını (günahın olmadığı halde) affetti. (Yani biz senden daha fazla amel…

  • Genel

    CAHİLİYENİN KARANLIĞINDA ‘KADIN’ OLMAK

    Bizleri küfrün karanlıklarından kurtarmak için Peygamber gönderip kitabı ve sünneti öğreten Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun! Mü’minlere canlarından daha sevgili olan Muhammed Mustafa’ya mahlûkat adedince salat ve selam olsun! Yahudi ve Hristiyanların; Felsefecilerin; Yunan, Çin ve Roma imparatorluklarının kadına bakışı konusuyla başlamış olduğumuz yazı dizisine, ‘Cahiliye Döneminde Kadın Olmak’ bahsiyle devam ediyoruz. Bu bahsi ve ‘Asr-ı Saadet’te Kadın’ bahsini tamamladığımızda, İslam’ın kadın hakları hususundaki devrimini daha iyi anlayabileceğiz. Rabbimiz bu meseleleri rızasına uygun olarak ifade edebilmeyi bizlere nasip eylesin! Âmin! Cahiliye; ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde Arapların İslâm’dan önceki inanç, tutum ve davranışları manasında kullanılmış bir kelimedir.[1] Dolayısıyla Arapların İslam’dan önceki dönemine ‘Cahiliye devri’ denilmiştir. Cahiliye devri, Arapların cahillik, zorbalık…

  • GÜNCEL

    Rasulullah’ın Emaneti

    Bizleri küfrün karanlıklarından vahyin aydınlığına çıkaran; cahilliğin rezilliklerinden kurtarıp İslam’ın izzetini bizlere ikram eden ve “İnanan erkeklerle inanan kadınlar; onların da bir kısmı diğer bir kısmın dostlarıdırlar! Onlar iyiliği emretmektedirler, kötülükten nehyetmektedirler, namazı dosdoğru kılmaktadırlar, zekâtı vermektedirler, Allâh’a ve Rasûlüne de itaat etmektedirler. İşte sana! Onlar ki, Allâh kendilerine kesinlikle rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allâh Azîz’dir; Hakîm’dir.”[1] buyuran Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun! Ömrü boyunca ashabına, ailelerine iyi davranmalarını tavsiye eden ve ölüm döşeğinde etrafındakilere, “Kadınlar hususunda Allah’tan korkun! Çünkü siz onları Allah’tan emanet olarak aldınız!”[2] buyuran sevgili Peygamberimize sonsuz salat ve selam olsun! Başlarken Çağımızda sûreten ve manen Allah Rasulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun kıymetli ashabına benzemeye…

  • Sirâcü’l-Müttakîn

    AHİR ZAMAN FİTNELERİNDEN SAKINMAK

    SİRÂCÜ’L-MÜTTAKÎN 11. HADİS-İ ŞERİF   عَن أبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ أنَّهُ قَالَ: قَالَ رسولُ الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم: يُوشِكُ أَن يَكُونَ خَيْرَ مالِ المُسِلِم غَنَمٌ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الجِبالِ ومَوَاقِعَ القَطْرِ يَفِرُّ بدِينِهِ مِنَ الفِتَنِ   Ebû Saîd el-Hudrî (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Müslümanın hayırlı malının koyun olması yakındır. (Zira) kişi koyunlarıyla dağ başlarına ve yağmurlu yerlere gider de dinini fitnelerden kaçırır.”[1]   Ebû Said el-Hudrî (radıyallahu anh) İsmi Sa‘d b. Mâlik’tir. Ensâr-ı Kiram’ın büyüklerindendir. Uhud Savaşında yaşı küçük olduğu için orduya kabul edilmemiş; sonraki 12 gazveye Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber katılmıştır. Babası Uhud Savaşında şehit olmuştur. Kendisinden 1170…

  • Zekat

    KAYINVALİDEYE/KAYINPEDERE ZEKAT VERİLİR Mİ?

    Kendilerine zekat verilemeyecek olan kimseler fıkıh kitaplarında şöyle sıralanmıştır: Dinen zengin sayılan kimseler Zengin kimselerin küçük çocukları Zimmîler (yani İslam devletinde kendisine müsaade edilmiş şekilde yaşayan kâfirler) Üst ve alt soy olarak aralarında doğum akrabalığı bulunan kimselerAnne, baba ve bunların anne babaları ya da çocuklar ve onların çocukları Erkekler için zevceleri (yani eşleri) Haşimîler (Peygamber Efendimizin soyundan olan kimseler)[1] Kayınvalide ve kayınpeder kendilerine zekât verilemeyen kimseler arasında yer almadığı için dinen zengin olmadıkları takdirde kendilerine zekât verilebilir. [1] Abdullah b. Mahmud el-Mevsılî, el-İhtiyâr li Ta‘lîli’l-Muhtâr, Dâru’l-Hadîs, 2009, I, 196-197

  • Sirâcü’l-Müttakîn

    ENSÂR-I KİRÂM’I SEVMEK İMANDANDIR

    SİRÂCÜ’L-MÜTTAKÎN 10. HADİS-İ ŞERİF   عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ   Enes b. Malik (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ensâr’ı sevmek, iman alametidir. Ensâr’a buğz etmek de münafıklık alametidir.”[1]   Ensâr-ı Kirâm Ensar, yardımcı manasındaki ‘Nâsır’ kelimesinin çoğuludur ve ‘yardımcılar’ demektir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke-i Mükerreme’den Medine’ye hicret edenlere yardım eden Medineli Evs ve Hazreç kabilelerini, ‘Ensar’ olarak isimlendirmiştir. Daha sonra bunların çocuklarına ve kölelerine de Ensar denilmiştir. “İman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya; işte onlar gerçek mü’minlerdir.…

  • Sirâcü’l-Müttakîn

    PEYGAMBER SEVGİSİ

    SİRÂCÜ’L-MÜTTAKÎN 8. ve 9. HADİS-İ ŞERİFLER   عَنْ أبِي هُرَيْرَةَ رَضِي الله عَنهُ: أنَّ رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم قالَ: فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ   Ebû Hureyre (radıyallahu anh)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki hiçbiriniz, ben, kendisine babasından da, evladından da daha sevgili olmadıkça (kâmil manada) iman etmiş olmaz.”[1]   Yedullah (Yed) Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde geçen “yed” ifadesi müteşabihattan yani manası insanlar tarafından bilinmeyen ifadelerdendir. “Yed” kelimesinin lügat manası, eldir. Allah Teala için, bir organ olan el düşünülemeyeceği için bu kelimeye lügat manası vermek doğru…

  • HAYÂTÜ'S-SAHÂBE

    Ebû Hureyre

    Ebû Hureyre’nin ismi Cahiliye devrinde Abdüşems veya Abdüamr idi. İslam ile müşerref olduktan sonra ismi Abdurrahman veya Abdullah oldu. Ebû Hureyre, lakabıyla o kadar meşhur olmuştur ki, ismini zikreden neredeyse kalmamıştır. Bu sebeple ismi hususunda aşırı ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Hureyre, ‘Hirra’ kelimesinin ism-i tasğiridir ve ‘kedicik’ demektir. İbn Abdilberr konuyla alakalı Ebû Hureyre’den şunu rivayet etmiştir: “Kolumun yeninde kedi bulunduğu bir sırada Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni gördü ve ‘Bu nedir?’ diye sordu. Ben ‘kedi’ deyince, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bana ‘Ya Ebâ Hureyre’ diye hitap etti.   Ebû Hureyre’nin Müslüman Olması Ebû Hureyre (radıyallahu anh) Hayber’in fethi (H. 7) yılında Müslüman oldu ve Hayber’in fethine Rasulullah (sallallahu…