Reddiyeler

ASRIN EBÛ HUREYRELERİNE SELAM OLSUN

Bu yazı, medreselerde, yokluk içerisinde hizmet eden; bu milleti yeniden ayağa kaldıracak âlimleri yetiştirmeye çalışan ve: “Felek tüm esbab-ı cefasın toplasın gelsin, dönersem kahpeyim, millet yolunda bir azimetten!” diyen müderrislere atfedilmiştir.

Biz çağlardır garibiz. Garip bir davanın temsilcileriyiz. Bu dünya bize hiçbir zaman yaramadı, yarayamazdı da. Zira davanın serdarı olan Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) de garip olarak yaşadı dünya hayatını. Bunu bilmeyen ahmaklar, bugün bizi yoklukla tehdit etmekte, bizi kendileri gibi ‘dünyalık kazanmak için dini kullananlardan’ zannetmekteler. Önce tarih konuşacak, sonra biz konuşacağız.

Hz. Aişe anlatıyor: Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye gelmesinden vefat etmesine kadar geçen zaman içerisinde, ailesi ve kendisi, üç gün peş peşe buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.[1]

Numan b. Beşîr (radıyallahu anh) anlatıyor: Ben Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) karnını doyurmak için alelade bir hurma bile bulamadığını biliyorum.[2]

Sad b. Ebî Vakkâs anlatıyor: Ben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber harp ederdim. Ağaç yapraklarından başka yiyecek bir şey bulamazdık.[3]

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Ben Suffe ehlinden yetmiş kişiyi gördüm, hiçbirinin üzerinde bedenlerini tam örten bir kıyafetleri yoktu. Ya bellerine bağladıkları bir izarları ya da boyunlarından aşağı sarkıttıkları bir ridaları olurdu. Bunların bazısı topuklarına kadar gelir, bazısı baldırlarına kadar gelirdi. Öyle ki avret yerleri kapansın diye elleriyle çekiştirirlerdi.[4]

Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Ben Hz. Aişe’nin kapısı ile Rasulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) minberi arasında açlıktan yığılıp kaldığımı biliyorum. İnsanlar gelir, beni deli zannedip ayaklarıyla başıma basarlardı. Hâlbuki ben deli değildim; açlıktan başka bir derdim yoktu.[5]

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescitte namaz kıldırırken saflar arasında açlıktan bayılanlar olurdu. Bunlar Ashab-ı Suffe’den kimselerdi. Namaz bitince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onların yanına gider ve: “Allah (celle celalühü) katında sizin için hazırlananları bilseydiniz, daha fazla aç; daha fazla muhtaç olmak için dua ederdiniz!” buyururdu.[6]

Ahmed b. Hanbel Yemen’de aç kalmış ve alacağı az bir yiyecek karşılığında terliklerini rehin bırakmıştır.[7]

Ömer b. Hafs el-Eşkâr anlatıyor: İmam-ı Buhârî ile beraber Basra’da hadis meclislerinde bulunur, ilim tahsil ederdik. Bir ara İmam-ı Buhârî ortalıktan kayboldu, birkaç gün derse gelmedi. Basra’da onu aramaya koyulduk. Derken terk edilmiş bir evde İmam-ı Buhârî’yi çıplak halde bulduk. Parası bitmiş, yanında hiçbir şeyi kalmamıştı. Aramızda para toplayıp ona bir elbise aldık, böylece derslere yeniden katılmaya başladı.[8]

Muhammed b. Ebî Hâtim anlatıyor: Askalan’da hadis ilmi ile meşgul olurken aç kaldım, üç gün boyunca yiyecek hiçbir şey bulamadığım için yerde bulduğum kuru ve yaş otları yedim. Ancak kimseye halimden şikâyet etmedim. Üç gün sonra tanımadığım bir adam, içinde dinarlar olan bir keseyi bana verdi ve: “Kendin için harca.” dedi.[9]

Ebî Hâtim er-Râzî anlatıyor: Sekiz ay kalıp ilim tahsil etmek üzere Basra’ya gitmiştim lakin bir sene kalmam icap etti ve param bitti. Hiçbir şeyim kalmayana kadar tüm eşyalarımı parça parça sattım. Arkadaşımla sabah ilim meclislerine gider, akşama kadar ders dinler ve akşam olduğunda aç olarak eve dönerdim. Bir sabah arkadaşım gelip beni derse davet etti. Ona derse katılacak kadar kudretim olmadığını söyledim. Nedenini sorunca, ‘Senden gizleyecek değilim. Kaç gündür boğazımdan tek lokma geçmedi.’ dedim. Yanındaki bir dinarın yarısını bana verdi.[10]

Yakup b. Süfyân el-Fârisî anlatıyor: “İlim tahsil etmek için 30 yılımı seferlerde geçirdim. Bir seferim sırasında param bitti, hiçbir şeyim kalmadı. O sıralar gündüz ders dinleyip, gece onları yazmakla meşgul oluyordum. Kış mevsiminde, soğuk bir gecede, bir kandilin altında dersleri yazıyordum. Soğuktan gözlerime bir su indi ve hiçbir şey göremez oldum. Oturdum ve halime ağlamaya başladım, evimden uzağım, hiçbir şeyim yok ve ilim tahsil etme imkânım da kalmadı. Derken uyuyakaldım ve rüyamda ümmetine karşı çok merhametli olan Rasulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) gördüm. Bana neden ağladığımı sordu, ben de halimi anlattım. ‘Yaklaş’ buyurdu; yanına kadar gittim. Mübarek elleriyle gözlerimi sıvazladı ve tekrar görmeye başladım. Uyandım ve derslerimi yazmaya devam ettim.[11]

Abdülfettah Ebû Gudde (rahmetullahi aleyh) anlatıyor: Osmanlı Devleti’nin Şeyhulislamlarından Mustafa Sabri Efendi, Türkiye’deki Tağut’tan dolayı Mısır’a hicret etmek zorunda kaldığında yokluk içerisindeydi. O zaman gıda maddelerinin en ucuzu olan fasulyeden bir çuval alındı ancak bunu pişirecekleri bir kapları dahi yoktu. O dönemlerde İngiliz siyasetinde dolayı Gandi’nin açlık grevini konuşan dünyanın, Şeyhulislamın ve ailesinin açlığından haberleri dahi yoktu.[12]

Efendi Hazretlerimiz (kuddise sirruhu) eşinin kolundaki bilezikleri almış ve kirasını ödeyemediği için derslere katılamayan bir talebesine vermiştir. Şehit Bayram Ali Öztürk hoca, marul-ekmek yiyerek hafızlık yapmış; terzi dükkânında, dikiş makinesi sesleri arasında ders okutmuştur.

Bu misallerin yüzlercesini zikredebiliriz. Bizim, hayatını bu minvalde yaşayan bir selefimiz var. Ve biz bugün diyoruz ki: Allah’a (celle celalühü) yemin olsun ki, Rasulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) sözümüz olsun ki; Rasulullah’ın mescidinde açlıktan bayılan Ebû Hureyre’nin emanetini yerde bırakmayacağız! Biz yaşadıkça İslam’dan bir toz bile eksiltilmeyecek ve ‘Biz yaşadıkça İslam’dan bir toz bile eksiltilemez!’ diyen insanlar yetişecek Allah’ın inayetiyle!

Mustafa ŞEKERCİ

30.11.2018

mustafasekerci@alemislamder.com


[1] Müslim, Zühd, 20

[2] Tirmizî, Zühd, 39

[3] Buhârî, Et‘ime, 23

[4] Buhârî, Salât, 58

[5] Buhârî, İ‘tisâm, 16

[6] Tirmizî, Zühd, 39

[7] Abdülfettâh Ebû Ğudde, Safahât min Sabri’l-Ulemâ, Mektebetü’l-Matbûâti’l-İslâmiyye, 82

[8] Hatîb Bağdâdî, Târîh-u Bağdâd, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2/13

[9] Tâcüddîn es-Sübkî, Tabakâtü’ş-Şâfi‘iyyeti’l-Kübrâ, 2/227

[10] Abdülfettâh Ebû Ğudde, a.g.e., 83

[11] a.g.e., 86

[12] a.g.e., 77

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir